1 Ocak 2016 Cuma

GÖKSEL YIKIM PROJESİ: ÇOBAN ÇOCUK


RAHMİ ÖĞDÜL

01.01.2016

Bizi zamanın içine hapsettiler, kendimizi kandırmayalım, yeni bir zaman başlamayacak. Hep içindeyiz kâbus zamanın; dört duvar arasında. Zamanın mekânsallaştığı ve mekânın enkaza dönüştüğü yıkıntı bedenleriz. Bir karar anında, kendi zaman ve mekânımızı yaratma kudretini kendimizde bulmadıkça, enkazız biz; göksel yıkım projesinin enkazları: “İnsan olsa olsa zamanın enkazıdır” (Marx).

Bu göksel yıkım projesinin reklamını sekiz yıl önce göstermişlerdi bize, pek aldırış etmemiştik; hatta yıkım estetiğinden keyif bile almıştık. Reklam olmasın diye bankanın adını vermeyeceğim, ama google’a “çoban çocuk” anahtar sözcüklerini girdiğinizde kolaylıkla videosunu bulabileceğiniz bu reklam filmi, kentsel dönüşümle ilgilidir. Ama ne reklam! Başımıza geleceklerin bir ön gösterimi ve yıkımın estetize edilmiş hâli. Kırda bir çoban çocuk keçilerini otlatmaktadır. Az ötesindeki arazide birden patlamalar başlar; fonda, 12 Eylül’de beynimize kazınmış Hasan Mutlucan’ın kahramanlık türkülerini hatırlatan bir Ege zeybeği. Patlatılan arazi, toz toprak halinde yerden göğe doğru yükselirken o kargaşa içinde gökyüzünden tuğlalar, hazır betonlar, yapı malzemeleri düşmeye başlar; malzemeler düştükçe, kırın ortasında kapalı bir site çıkar ortaya. Ve çoban çocuk kendi hayalini görür bir konutun içinde. Meğer gördüğü, gökten düşen bombalarla öldürülen çocukların hayaletiymiş. Doğu’da çoluk çocuk, genç yaşlı demeden katledilenler geliyor aklıma, tüylerim ürperiyor. Basında çıkan TOKİ haberlerinden, bu katliamın kentsel dönüşüm olduğunu anlıyoruz.

Batı’da yaşayan bizler, sırf konutlarımız yenilenecek diye bu göksel projeye balıklama atlamıştık. Kentsel dönüşümün yoksul sınıflar için bir yıkım olduğunu Sulukule’de ve diğer yoksul semtlerde görsek de, savaşa dönüşeceği hiçbirimizin aklına gelmemişti. Biz, kentsel dönüşümde sadece buldozerleri, vinçleri gördük; Doğu’da kentsel dönüşüm savaş uçakları, tanklar, toplarla yapılıyor. Batı’da, kentsel dönüşüm yoksul nüfusun yerinden edilmesi ve yerine zenginlerin gelmesiyle sonuçlanmıştı. Doğu’da bu yer değiştirme, tam bir etnik temizliğe dönüşüyor; Kürtlerin yurdu Kürtlerden arındırılıyor. Ölüm araçları yerlerini buldozerlere bırakınca, insandan arındırılmış formlar göreceğiz sonunda.

Sanata buldozerin girmesi, Land Art, yani arazi sanatıyla birlikte olmuştu. Robert Smithson gibi büyük projelere imza atan arazi sanatçıları fırçalarını terk edip, buldozer kullanmaya başladılar. Doğada form yaratabilmek için inşaat sektörüyle birlikte hareket ediyorlardı. Doğanın kendi kuvvetleriyle içeriden biçimlendirdiği formlar yıkılıyor, yerine sanatçının hayalindeki formlar yeryüzüne giydiriliyordu. Sanatın inşaat sektörüne girmesi ise kentsel dönüşüm projeleriyle oldu. Yazmıştım, Fenerbahçe’de bir inşaat şirketi, araziyi çeviren tahta perdenin üzerine yerleştirdiği Picasso’nun bir cümlesiyle yıkımı meşrulaştırıyordu: “Her yaratıcı hareket, bir yıkımla başlar.” Şimdi Doğu’ya baktığımızda yıkımı haklı çıkarmak için elimizde avangard sanattan aşırdığımız güçlü bir argüman var. Bir zamanlar avangard olanlar, şimdi sermayenin öncü birliklerine mi dönüşüyor? Avangard askeri bir terim, öncü birlik demek. Doğu’da yaşananların, modernist avangard bir yıkım olduğunu söyleyecek milliyetçilerin ve ulusalcıların olduğunu biliyoruz. Önemli olan gözü okşayan estetik formlardır, insanın ne önemi var ki? “İnsan olsa olsa zamanın enkazıdır.” İnsanlara atık muamelesi yapıldığı, formların ise kutsandığı zamanlardayız.

Derinlerde yazılıp gökten indirilen senaryonun hayata geçirildiği bir ülkede, çoban çocuklar yukarıdan düşen hazır beton bombalarla, Picasso’nun “Guernica”sında ölü bir form olmak istemiyorlar artık. Aksine insanların katledildiği, kentlerin havaya uçurulduğu göksel senaryoyu yırtıp atmak ve kendi zaman ve mekânlarını aşağıdan ve içeriden yaratmak istiyorlar. Bizler hâlâ, iktidar kuşunun başımıza gökten düşüreceği pisliği bekleyerek tüketiyoruz ömrümüzü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder